Sağlık

Kanser Nedir ? Belirtileri Nelerdir ? Tedavi Yöntemleri Nelerdir ?

Kanser Nedir

Kelime manası olarak kanser, bir organ veya dokudaki hücrelerin düzensiz olarak ayrılıp çoğalmasıyla beliren kötü tümörlere denir. Genel manada ise kanser vücudumuzun çeşitli bölgelerindeki hücrelerin kontrolsüz çoğalması ile oluşan 100’den fazla hastalık grubudur. Çok çeşitli kanser tipleri olmasına karşın, hepsi anormal hücrelerin kontrol dışı çoğalması ile başlar. Rehabilitasyon edilmez ise ciddi rahatsızlıklara, hem de ölüme bile kapı aralayabilir.

Kanser (cancer) terimi, tıbbın babası denilen Yunan fizikçi Hippocrates (MÖ 460-370) tarafından oluşturulmuştur. Hippocrates carcinos ve carcinoma terimlerini ülser oluşturan ve ülser oluşturmayan urlar için kullanmıştır.

Normal Bir Hücre Nasıl Kansere Dönüşür?

Bütün kanser tipleri vücudun temel hayat birimi olan hücrelerimizden gelişirler. Kanseri anlamak için normal hücrelerin nasıl kansere dönüştüğünü bilmek yararlı olacaktır.

Vücudumuzdaki sıhhatli hücreler ayrılabilme kabiliyetine sahiptirler. Ancak, adale ve sinir hücrelerinde bu özellik bulunmaz. Ölen hücrelerin yenilenmesi ve yaralanan dokuların onarılması emeliyle bu becerilerini  kullanırlar. Yaşamın ilk senelerinde hücreler daha hızlı ayrılırken, erişkin yaşlarda bu hız yavaşlar. Lakin hücrelerin bu becerileri hudutludur, sonsuz ayrılamazlar. Her hücrenin hayatı süresince belli bir ayrılabilme sayısı vardır. Sıhhatli bir ne kadar ayrılacağını bilir ve gerektiğinde can vermesini de bilir. Buna apoptosis başka bir deyişle hücrenin programlı ölümü denir. Normalde vücudun sıhhatli ve düzgün çalışması için hücrelerin büyümesi, ayrılması ve daha çok hücre üretmesine gereksinim vardır. Bazen buna rağmen süreç doğru yoldan sapar, yeni hücrelere gerek olmadan hücreler ayrılmaya devam eder. Şuurunu kaybetmiş kanser hücreleri, kontrolsüz ayrılmaya başlar ve çoğalırlar. Fazla hücrelerin kütleleri bir büyüklük veya ur oluştururlar.

Hücrelerin merkezinde çekirdek içinde hücrenin ve organizmanın genetik bilgisinin saklandığı elektron mikroskopu ile de görüntülenebilen DNA olarak adlandırılan mikroskopik iplikçikler mevcuttur. DNA hücrenin normal işlevlerini görmesi için gereklidir. Kanserli hücreler bu DNA iplikçiğindeki hasardan dolayı oluşur. Hücrenin normal yaşam siklusunda DNA hasarı olsa da hücre ya bunu onarır veyahut can verir. Kanserli hücrelerde hasarlanmış DNA onarılamaz ve kontrolsüz çoğalma başlar. DNA etrafsal etkenler (kimyeviler, virüsler, tütün ürünleri veya aşırı güneş ışını vs gibi) sebebiyle hasar görebilir.

Kanser hücreleri birikerek tümörleri oluştururlar. Tümörler iyi huylu veya kötü huylu olabilirler. İyi huylu tümörler kanser değildir. Bunlar sıklıkla alınırlar ve çoğu kez tekrarlamazlar. İyi huylu tümörlerdeki hücreler vücudun diğer taraflarına dağılmazlar. En ehemmiyetlisi iyi huylu tümörler seyrek hayatı tehdit ederler. Kötü huylu urlar kanserdir. Kötü huylu urlardaki hücreler anormaldirler ve kontrolsüz ve gayri muntazam ayrılırlar. Bu urlar normal dokuları sıkıştırabilirler, içine sızabilirler veyahut tahrip edebilirler. Şayet kanser hücreleri oluştukları tümörden ayrılırsa, kan ya da lenf dolaşımı aracılığı ile vücudun diğer bölgelerine gidebilirler. Gittikleri yerlerde tümör sömürgeleri oluşturur ve büyümeye devam ederler. Kanserin bu şekilde vücudun diğer bölgelerine dağılması olayına metastaz isimi verilir.

Kanser Belirtileri Nelerdir

Kanserin belirtilerini bilmek hastalığın erken teşhisi açısından önemlidir, ancak bu belirtilerin birine veya daha fazlasına sahip olmak kişinin kanser olduğu anlamına da gelmez.   

İzah edemeyen kilo kaybı: Bir hayli kanserin; bilhassa mide, pankreas, yemek borusu (ösefagus) kanseri ve akciğer kanseri gibi; ilk belirtisi izah edemeyen kilo kaybıdır.

Biyolojik Riziko Etkenleri: Biyolojik Riziko Etkenleri; yaş, cinsiyet ve ırk gibi fiziksel özelliklerdir. Fiziksel ve biyolojik özelliklerin, kanser için riziko etkeni olup olmayacağı, kanserin tipine bağlıdır. Belli tip kanserler için riziko oluşturabilecek biyolojik ve fiziksel özellikler şunlar olabilir.

Cinsiyet: Bir takım kanser türleri cinsiyetle ilişkilidir. Örneğin prostat bezi yalnızca erkeklerde olduğu için, prostat kanseri erkeklerde görülür. Meme kanseri hem kadın hem de erkeklerde görülebilir, ancak kadınların meme kanserine yakalanma riski daha yüksektir. 

Yaş: Pek çok kanser türü yaşlılarda ortaya çıkar. 50 yaşın üstündeki kişilerde kanser görülme riski daha yüksektir.

Irk: Kimi ırklarda belli tip kanserler alan sık görülmektedir. Sözgelimi Amerikalı zencilerde prostat kanseri daha sık görülür.

Cilt: Sarışınlarda cilt kanseri daha sık görülmektedir. 

Etrafsal Risk Etmenleri: Yaşadığınız veyahut çalıştığınız etraf şartları kanser gelişimi için risk etmeni olabilir. Hane veyahut iş yerinde bulunan bir takım maddeler, kanser rizikonunu artırır. Asbest, radon, hava kirliliği, UV ışınım, sigaraya maruz kalma etrafsal riziko etkenlerindendir.

Yeniden perhizle alınan bir takım besinler kanser gelişim rizikonunu artırırken, bazıları da savunucu olabilmektedir.

Genetik Riziko Etkenleri: Genetik Riziko Etkenleri, aileden irsiyetsel olarak geçen genlerle ilişkilidir.

Aile azalarından birinde genç yaşta kanser teşhis edilen fertlerde, üç veya daha fazla kuşakta aynı tip kanser öyküsü bulunanlarda, anne veya baba tarafından üçten fazla kanser olgusu bulunan kişilerde ve aile fertlerinden birinde iki veya daha fazla değişik tip kanser bulunan fertlerde kanser gelişme rizikosu yüksektir.

Aile fertleri arasından ansızın fazla kişide aynı tip kanser olsa dahi bu irsiyetsel olmayabilir. Kanserin irsiyetsel olduğundan kuşku ediliyorsa genetik tarama testleri yapılmalıdır.

  • Ateş: Kanserde sıklıkla görülür lakin genelde ileri merhale kanserler ile birliktedir. Kan kanseri ve lenf bezi urlarında ise başlangıç belirtisi olarak ortaya çıkabilir.
  • Halsizlik: Kan kanseri veya kansızlığa kapı aralayabilen mide veya kalın bağırsak kanseri gibi kanserlerde erken ortaya çıkabilir. Halsizlik kanserin seyrini düşünme ile ilgili ehemmiyetli bir belirtidir.
  • Ağrı: Kemik veya testis urlarında ilk belirti olabilir fakat genelde ileri evre kanse
  • Memede veya vücutta hissedilen kitleler: Özellikle meme, testis, lenf bezi veya yumuşak doku urları cilt altında bir yumru veya şişlik ile hissedilebilir.
  • Cilt farklıkları: Cilt urları haricinde iç uzuv urlarında de görülebilir. Bazı kanserlerde sarılık, ciltte koyulaşma veya ciltte kızarıklık görülebilir.
  • Kanama: Alışılmış olan dışı kanama bir hayli kanserde erken veya geç dönemde ortaya çıkabilir. Balgamda kan görülmesi akciğer, dışkıda kan görülmesi kalın bağırsak, idrarda kan görülmesi idrar torbası (mesane), vakitsiz vajinal kanama ise rahim veya rahim ağzı (serviks) kanserinin belirtisi olabilir.
  • Dışkılama veya idrar yapma alışkanlığında farklık: Uzun müddetli kabızlık, ishal veya dışkı boyutunda farklık kalın bağırsak kanserinin ilk belirtisi olabilir. İdrar yaparken sancı, idrarda kan görülmesi veya idrar yapma sıklığının değişmesi prostat veya idrar torbası (mesane) kanserinin ilk belirtileri olabilir.
  • Öksürük ve horlama: İnatçı ve geçmeyen öksürük akciğer kanserinin horlama ise gırtlak (larinks) kanserinin ilk belirtileri olabilir. 
  • Ben ve siğillerdeki farklıklar: Vücudumuzda yıllardır mevcut olan bir ben veya siğilde şekil, boyut veya renkte yeni ortaya çıkan bir farklık vaziyetinde hemen bir doktora başvurulmalıdır. Çünkü melanom denilen cilt urlarında erken teşhis ile rehabilitasyon talihi artmaktadır.

Kanserin Nedenleri ve Sık Görülenler

Kanserin sebebi net olarak bilinmemektedir. Kanser hastalığı için iki grup risk etkeni vardır. Bunlar değiştirilebilir etkenler ve değiştirilemeyen etkenlerdir. Değiştirilemeyen etkenler yaş, cinsiyet ve aile öyküsüdür. Değiştirilebilir etkenler ise etrafsal etkenlerdir. Bunlar: 

  • Sigara ve içki kullanımı,
  • Işınıma maruz kalma,
  • Bir takım virüsler,
  • Kötü beslenme alışkanlığı,
  • Gıdalardaki katkı maddeleri,
  • Uzun müddet güneş ışığına maruz kalma,
  • Aşırı dozda röntgen ışınına maruz kalma, 
  • Bir takım kimyevi maddeler (katran, benzin, boya maddeleri, asbest v.b.),
  • Hava kirliliği,

Bu riziko etkenlerinden biri veya daha fazlasına maruz kalmak bu kişide net kanser gelişeceğini göstermez, fakat kansere yakalanma ihtimalini arttırır. Kimi insanlar bir hayli risk etmeni bulundurmasına karşın hayatı süresince hiç kansere yakalanmazken, kanser tanısı konulan kimi hastalarda ise hiçbir risk etmenine rastlanmayabilir. 

Sık Görülen Kanser Tipleri

  1. Cilt kanseri
  2. Meme kanseri
  3. Akciğer kanseri
  4. Prostat kanseri
  5. Mide kanseri
  6. Kalın bağırsak (kolon) kanseri
  7. Rahim ağzı (serviks) kanseri
  8. Lenf bezi urları

Kanser tiplerinin görülme sıklığı açısından kadın ve erkekler farklılık göstermektedir.  Coğrafi bölgelere ve ırka göre de kanser sıklığı farklılıklar gösterir. Hem erkeklerde, hem kadınlarda en çok görülen kanser çeşidi, cilt kanseridir. Türkiye’de bunu erkeklerde akciğer, prostat, kalın barsak, rektum, mide ve pankreas; kadınlarda meme, akciğer, kalın barsak, rektum, serviks, over, mide ve pankreas kanserleri izlemektedir. 

Son yirmi-otuz sene içinde, vasati ömrün uzamasıyla nüfusun içindeki yaşlı sayısının artmasına, bu arada da sigara içenlerin çok sayısında artış olmasına bağlı olarak, kanser hastalıklarının sayısında gözle görülür bir artma olmuştur. Kadınlarda sigara kullanımının yaygınlaşması ile paralel olarak akciğer kanseri sıklığı meme kanserine yaklaşmaktadır.

Kanser Tedavisi Nelerdir

Kanserde yaygın olarak kullanılan tedavi yolları cerrahi, radyoterapi ve kemoterapidir. Daha az sıklıkla hormon tedavileri, biyolojik tedavi yolları ve hedefe yönelik tedaviler kullanılır. Bu tedavi yolları tek başına veya beraber uygulanmaktadır. İlk uygulanan tedavi ekseriyetle birinci basamak tedavi olarak bilinmektedir. Birinci basamak tedavinin arkasından verilen tedavi adjuvan tedavi olarak adlandırılır. Cerrahi tedaviden sonra uygulanan kemoterapi adjuvan tedavidir. İlk basamak tedaviden önce uygulanan tedavide neoadjuvan tedavidir.
Mesela cerrahi tedavi öncesi uygulanan hormonoterapi neoadjuvan tedavidir.Pek çok tecrübi tedavi yolu muayenehane çalışmalarla test2 edilmektedir. Kanser tedavisi gittikçe daha çok özel ihtisas gerektirir hale gelmektedir, tedavi genellikle medikal onkoloji uzmanı tarafından yönlendirilen bir ekiple yürütülmektedir. Rehabilitasyona başlamadan önce rehabilitasyonun hedeflerini, ne kadar süreceğini ve potansiyel yan tesirlerini bilmek isteyeceksiniz. Kanser rehabilitasyonunda ehemmiyetli bir noktada hastalar ve hasta yakınlarının, doktorları ve onların önerdikleri rehabilitasyon ile ilgili kendilerini rahat hissetmeleridir. Bazen rehabilitasyonunuz ile ilgili ikinci bir görüş almak isteyebilirsiniz

1. Evreleme

evreleme

Evreleme kanserin nerede yerleştiğinin, nerelere dağıldığının veyahut vücutta diğer uzuvları etkilenip etkilenmediğinin tanımlanmasıdır.

Doktorlar kanserin aşamasını tanımlamak için tanı metodlarını kullanılırlar, bu yüzden tüm testler yapılmadan Evreleme bitirmez. Evrenin bilinmesi, hasta için en uygun olan rehabilitasyon metodunun seçilmesi ve hastalığın seyrinin düşünülmesinde doktora yardımcıdır. Değişik tip kanserler için değişik safha tanımlamaları vardır.

Günümüzdeki çeşitli safhalama sistemlerinden en yaygın olarak kullanılanı AJCC (Amerikan Kanser Komitesi) tarafından hazırlanmış TNM safhalama sistemidir. TNM T(ur), N(nod=lenf nodu) ve M(metastaz) kısaltmasıdır.

Doktorlarınız kanserin evresini belirlemek için üç etmene bakarlar.

  • İlk tümörün büyüklüğü nedir ve nerede yerleşmiştir?(Tümör, T)
  • Tümör lenf nodlarına dağılmış mıdır?(Nod=N)
  • Kanser vücudun diğer bölgelerine dağılmış mıdır(metastaz yapmış mıdır)?(M=metastaz)

T, N,M neticeleri birleştirilerek kanserin evresi belirlenir. Evre Romen rakamlarıyla 1’den 4’e (I, II,III, IV) kadar yazılır.

Evre 0 kanser teşhisi konduğunda, kanser başladığı yerde hudutludur ve etraf dokulara dağılmamış mananına gelmektedir. Evre 0 kanser, karsinoma in situ olarak da adlandırılmaktadır.

Sözgelimi; memenin duktal karsinoma insitusunda (DCIS) meme kanseri memenin kanalları dışına dağılmamıştır.

Düşük evredeki kanser daha iyi bir muayenehane seyirle birliktedir, ancak evreleme bir kişinin kanserle ne kadar uzun müddet yaşayacağının tahmini için kullanılmamaktadır. Evreleme sayesinde doktorunuz tedavi seçeneklerini daha iyi değerlendirir.

2.Biyolojik Tedavi

Biyolojik tedavi immünoterapi olarak da bilinmektedir, kansere karşı vücut savunma mekanizmalarını harekete geçirir.

İnterferon ve sömürge stimülan etmen gibi biyolojik ajanlar vücut savunma mekanizmalarını onarırlar. Araştırıcılar monoklonal antikorlar ve aşılar gibi özel biyolojik tedaviler de geliştirmektedirler. 


Monoklonal antikorlar laboratuarda üretilen kanser hücre yüzeylerinde belli alanlara bağlanan maddelerdir. Kanser hücre yüzeyine bağlandıklarında hücrede işlev gören proteinlerin sentezini etkiler. 

Mesela trastuzumab meme kanseri hücrelerinde aşırı miktarda üretilen HER2/neu proteinine bağlanır, kanser hücrelerinin büyüme ve ayrılmasını önler. Kanser tedavisinde kullanılan diğer monoklonal antikorlar cetuximab (Erbitux), rituximab (Rituxan), ve bevacizumab (Avastin) dir. 

Kanser aşıları vücudun immün sistemini etkileyerek kanser hücrelerini tanımalarını sağlarlar, kanser aşıları üzerinde muayenehane araştırmalar devam etmektedir. Ancak hali hazırda çok tecrübi bir rehabilitasyon metodudur.

3.Hedefe Yönelik Tedaviler

Bu ajanlar dolaysız olarak kanser hücrelerindeki proteinlerle bağlanırlar, böylelikle kemoterapi ilaçlarının aksine sıhhatli hücreleri etkilemeden yalnızca kanser hücrelerini öldürür.

Hedefe yönelik rehabilitasyon örnekleri imatinib, gefitinib ve erlotinibdir. Hedefe yönelik rehabilitasyonların de çoğu deneyseldir ve diğer rehabilitasyon metotlarıyla beraber kullanılır.

4.Palyatif Tedavi

Kanser rehabilitasyon edilebilir olmakla beraber her vakit olası olmamaktadır.

Palyatif rehabilitasyonda emel kanserin hangi aşamasında olursa olsun kişinin kendini olası olduğunca iyi hissetmesini sağlamaktır. 

Palyatif rehabilitasyon fiziksel, tinsel, psikolojik ve kişinin sosyal ihtiyaçlarına yönelik olabilir. Palyatif tedavi, küratif tedaviyle aynı anda devam edebilir.

 Palyatif tedavinin beş hedefi :

  • Ağrı ve kansere veyahut tedaviye bağlı diğer belirtilerin tedavisi,
  • Kişinin ruhsal ihtiyaç ve kaygılarının giderilmesi,
  • Kişinin sosyal ve mali ihtiyaçlarının ve erişim gibi temel ihtiyaçlarının giderilmesi,
  • Kişinin psikolojik ihtiyaçlarının ve çöküntünün rehabilitasyonu,
  • Hastanın ölümünden sonrada hasta yakınları, hastanın arkadaşları ve bakıcılara desteğin sağlanmasıdır.

 Çocuklar da palyatif rehabilitasyon alırlar. WHO çocuklar için palyatif rehabilitasyonu çocuğun akıl, ruh ve vücut bakımının sağlanması olarak tanımlamaktadır. Hastanın ailesi çocuklarını olası olduğunca rahat ettirebilmek için doktor, hemşire, sosyal hizmet uzmanı, diyetisyen, fizyoterapistten oluşan profesyonel bir sıhhat ekibiyle beraber çalışırlar.

 Palyatif rehabilitasyonda iletişim çok ehemmiyetlidir. 

Sıhhat profesyonelleriyle başarılı iletişim kurmanıza yardımcı olabilecek bir takım pratik teklifler şunlardır

  • Suallerinizi cevap vermeye, belirti ve kaygılarınızı dinlemeye istekli doktorlar bulun.
  • Hastalığınız ve rehabilitasyonunuz ile ilgili sualler mesele, yanıtları dinleyin ve doktorunuzdan açık olmayan noktaları izahını rica edin.
  • Doktorunuz ve hemşirenizle, ağrı, bulantı, kusma, ağız yaraları ve kabızlık gibi yan etkiler ile ilgili konuşun.
Hasta ve bakıcıları için hastalığın teşhisi, rehabilitasyonu ve seyrini anlamak ve alınan rehabilitasyon kararlarının bir parçası olmak ehemmiyetlidir. 

5.Tamamlayıcı veya Alternatif Tıp

Tamamlayıcı veya alternatif tıp terimi alışılmış ananesel rehabilitasyon metotları dışındaki rehabilitasyon, teknik ve ürünleri tanımlamak için kullanılır.

Geleneksel(konvansiyonel) rehabilitasyon metotları ilmi olarak test2 edilmiş ve tesirli ve güvenli bulunmuştur.
Bitirici tıp konvansiyonel rehabilitasyon metotlarına ilave olarak kullanılır. Alternatif tıp ise ispat etmemiş rehabilitasyonlar ve ürünleri kapsar. 

Bitirici veya alternatif tıp metotlarıyla rehabilitasyonu düşündüğünüzde bu konuyu evvela doktorunuzla konuşmalısınız, çünkü bir takım metotlar kullanılan ananesel rehabilitasyon metotlarıyla etkileşebilir. 

Sözgelişi kava nebatı anesteziyle etkileşir, ekinezya nebatı immün sistemi baskılayan bileşenler içerir, antioksidanlarınsa kanser rehabilitasyon metotlarının etkinliğini artırdığına inanılmaktadır. 

Alternatif rehabilitasyon metotları kanser rehabilitasyonuna yardımcı olabilir, ancak ananesel rehabilitasyon metotlarının yerini almamalıdır.
Etkinliği ispat etmiş ananesel rehabilitasyon metotları yerine, etkinliği ispat etmemiş olan alternatif yolların kullanılması kür talihini azaltabilir. 

Diğer tüm tedavilerde olduğu gibi alternatif tedavi yollarına müracaat etmeden önce doktorunuzla konuşmanız ehemmiyetlidir.

6.Cerrahi Tedavi

Cerrahi, kanserli dokunun vücuttan çıkartılmasıdır.

Pek çok kanserde cerrahi tedavi uygulanan ilk yöntemdir ve bazı kanserlerde cerrahi tedavi ile şifa sağlanabilir.

Cerrahi aynı zamanda tanının doğrulanması(biyopsi), evreleme, yan etkilerin ve ağrının azaltılmasında kullanılan bir tedavi yöntemidir.

Kanserde bazı cerrahiler günübirlik özel klinik veya doktor ofislerinde, çoğu da hastanelerde uygulanmaktadır.

Cerrahi tedavinin yan etkileri, cerrahinin tipine ve hastanın tedavi öncesi genel sağlık durumuna bağlıdır.

En sık görülen yan etki, hastaların pek çoğunda kolaylıkla tedavi edilebilen ağrıdır.

7.Hormonal Tedavi

Prostat kanseri ve meme kanseri gibi bazı kanserler vücutta hormon olarak adandırılan bazı maddelerin varlığında büyüyüp gelişirler.

Hormonal tedavi vücuttaki hormon miktarını değiştirerek meme, prostat kanseri ve üreme sistemi kanserlerinin tedavisinde kullanılır.

Örneğin tamoksifen vücuttaki östrojen miktarını azaltır ve hormona duyarlı meme kanserinin tedavisinde kullanılır.


Hormonal tedavinin de potansiyel yan etkileri vardır, genellikle tedavinin tamamlanmasıyla ortadan kalkar. Yan etkiler kullanılan ilaca bağlıdır ve erkek ve kadında değişiklik gösterir.

8.Kemoterapi

Kemoterapi, kanser hücrelerini yok etmek veya bu hücrelerin büyümesini kontrol altına almak için antikanser ilaçlar kullanılarak yapılan tedavidir. Kanser tedavisinde tek başına veya cerrahi ve radyoterapi ile birlikte uygulanabilir.
Kanser tedavisinde kemoterapinin amacı hastalığın tipine ve yaygınlığına göre değişmektedir. Kemoterapi uygulamadaki amaçlar:

  1. Hastalığı tedavi etmek
  2. Kanser hücrelerinin çoğalmasını önleyip, yayılmasını yavaşlatarak hastalığın kontrol altına alınmasını sağlamak
  3. Hastalığa bağlı şikayet ve belirtileri ortadan kaldırarak kişinin yaşam kalitesini artırmak
  4. Cerrahi veya radyoterapi sonrası uygulandığında hastalık nüksünü azaltmak
  5. Cerrahi veya radyoterapi öncesi uygulanarak yapılacak lokal tedavileri kolaylaştırmak

Kemoterapi İlaçları Nasıl Etki Eder?
Vücuttaki normal ve sağlıklı hücrelerin gelişim ve ölüm süreci bir düzen ve kontrol içinde yürür. Oysa kanser hücrelerinin büyümesi ve ölümü bu kontrol sürecinden çıkmıştır ve bu hücreler kontrolsüz bir şeklide büyüyüp çoğalmaya başlar. Kemoterapi ilaçlarının hemen hepsi kan yolu ile vücuda dağılarak kontrolsüz çoğalan hücrelere ulaşarak bu hücreleri öldürür veya kontrolsüz büyümesine engel olur. Kemoterapi ilaçları bir taraftan bu kötü hücreleri yok ederken diğer taraftan vücuttaki normal hücreler üzerine de etki etmektedir. Bu da vücutta kemoterapiye bağlı bir takım yan etkiler ile kendini gösterir. Ancak mevcut ilaçların normal hücreler üzerine olan istenmeyen bu etkileri geçicidir.

Kemoterapi Nasıl ve Nerede Verilir?
Kemoterapi ilaçlarının vücuttaki uygulama şekli farklı yollarla olabilir. Halen tedavi uygulamada dört farklı yol kullanılmaktadır:

  1. Ağız yoluyla (oral). İlaçlar hap, kapsül veya solüsyon tarzında ağızdan alınabilir.
  2. Damar yoluyla (intravenöz). Kemoterapi ilaçlarının en sık uygulandığı yöntemdir. İlaçlar seruma katılarak veya doğrudan enjektör ile damar içine verilerek yapılan uygulamadır. Genelde kol ve el üstündeki damarlar bu işlem için kullanılır. Damardan tedavi uygulamalarında bazen port, kateter ve pompa gibi farklı aletler de kullanılabilmektedir.
  3. Enjeksiyon yoluyla. İlaçlar bazen kas içine (intramusküler) veya cilt altına (subkutan) direkt enjeksiyon yolu ile verilebilir. Diğer bir enjeksiyon yöntemi de ilacın direk tümör dokusu içerisine uygulanmasıdır (intralezyoner).
  4. Haricen cilt üstüne (topikal). İlacın direkt dışardan cilt üzerine uygulanmasıdır.

 Kemoterapi ilaçları evde, hastahane ortamında veya özel merkezlerde uygulanabilir. Tedavinin nerede uygulanacağına ilacın veriliş şekline; hastanın genel durumuna, hastanın ve doktorunun tercihlerine göre karar verilir. Hastanede yapılacak uygulama yatarak veya ayaktan kemoterapi ünitelerinde yapılabilir.

Kemoterapi Günlük Yaşantıyı Nasıl Etkiler ve Hasta Ne Hisseder?
Kemoterapi alırken hastalarda tedaviye bağlı hoş olmayan çeşitli yan etkiler gelişse de birçok hasta günlük yaşantısında ciddi kısıtlamalar yapmadan hayatını devam ettirmektedir. Genelde bu yan etkilerin şiddeti alınan ilaçların çeşidine ve yoğunluğuna göre değişmektedir. Hastanın genel durumu, hastalığının yaygınlığı ve hastalığın yol açtığı belirtiler de bu süreci etkileyebilmektedir. Kemoterapi tedavisi alırken birçok hasta çalışma hayatlarına devam edebilmektedir, ancak bazen tedavi sonrası yorgunluk ve benzeri semptomlar çok olursa hasta bu dönemi akitvitelerinde kısıtlamaya giderek istirahatle geçirebilir. Her ne kadar tedaviye bağlı bir takım şikayetler olsa bile bu hastaların kendilerini toplumdan izole etmelerini ve günlük yaşamlarında ciddi değişiklikler yapmasını gerektirmez.

Kemoterapi Alırken Hasta Ağrı Hisseder mi?
Kemoterapi ilacı verilirken hasta ağrı hissetmez. Ancak bazen kemoterapi ilacı iğnenin takılı olduğu bölgeden damar dışına sızabilir. Bu da ilacın takılı olduğu bölgede ağrı, kızarıklık, yanma ve şişlik gibi şikayetlere sebep olabilir. Böyle bir durumda hemen tedavi uygulayan hemşireye haber verilip damar yolunun yerinde olup olmadığından emin olana kadar kemoterapi uygulaması durdurulmalıdır, aksi takdirde ilacın damar dışına kaçışı o bölgede ciddi doku hasarına sebep olabilir.

Kemoterapinin Olası Yan Etkileri Nelerdir?
Kemoterapi bir yandan vücuttaki kanserli hücreleri yok etmeye çalışırken diğer yandan normal hücrelere etki ederek yan etkilerin çıkmasına sebep olur. Kemorapiye bağlı olası yan etkiler ve bu yan etkilerin şiddeti, alınan ilaçlara ve kişisel duyarlılıklara göre değişmektedir. Kemoterapi ilaçlarından en çok etkilenen normal hücreler vücutta en hızlı çoğalan hücrelerdir. Hızlı çoğalma yeteneğine sahip bu hücrelerin başında saç, kemik iliğinde gelişim gösteren kan hücreleri, sindirim sistemindeki hücreler gelir. Bu nedenle ilaçların en fazla istenmeyen etkileri bu sistemler üzerinde görülür. Buna rağmen bu hücreler hızlı çoğalma ve yenilenme özelliği sebebi ile kısa sürede çoğalarak kemoterapinin bu olumsuz etkilerini ortadan kaldırırlar.

Kemoterapiye Bağlı En Sık Karşılaşılan Olası Yan Etkiler:

  • Halsizlik: Tedavi sonrası en sık karşılaşılan yan etkilerin başında gelir. Halsizlik kansızlık (anemi) veya hastanın tükenmişlik duygusu gibi çok çeşitli sebeplere bağlı olabilir. Eğer sebep kansızlık ise kan transfüzyonu ile halsizlik ortadan kaldırılabilir, psikolojik sebeplere bağlı halsizlikte ise bu konuda uzman birinden yardım alınabilir.
  • Bulantı ve Kusma: Tedavi öncesi hastaların en çok endişe ettiği konuların başında gelir. Kemoterapiye bağlı bulantı ve kusma tedaviden hemen sonra ortaya çıkabileceği gibi tedavi bitiminden birkaç gün sonra da ortaya çıkabilir. Bazen de hastalarda tedaviye başlamadan beklenti bulantısı denilen bulantı görülebilir. Bulantı ve kusma şikayeti, günümüzde yeni geliştirilen ilaçlar sayesinde önüne geçilebilecek veya en aza indirilebilecek bir durumdur.
  • Saç Dökülmesi: Bazı kemoterapi ilaçları geçici olarak saç dökülmesi yapabilir. Saç dökülmesinin derecesi alınan ilacın cinsine ve dozuna göre değişmektedir. Genelde saç dökülmesi tedavi başladıktan 2-3 hafta sonra ortaya çıkar. Bu geçici bir süreçtir, tedavi tamalandıktan 3-4 hafta sonra saçlar tekrar çıkmaya başlayacaktır.
  • Kan Değerlerinin Düşmesi: Kemoterapi alırken vücutta hem kırmızı kan hücreleri, hem beyaz kan hücreleri, hem de trombositlerde düşme görülebilir. Bunun sebebi ilaçların kemik iliğinde kan yapımını baskılamasıdır. Kırmızı kan hücreleri oksijen taşıyan hücrelerdir ve eksikliğinde; halsizlik, çabuk yorulma, çarpıntı gibi belirtiler ortaya çıkar. Beyaz kan hücreleri vücudun mikroplara karşı savunmasında görev yapar ve sayısı azaldığı zaman kişi çok kolay enfeksiyon kapabilir. Trombositler ise kanın pıhtılaşmasından sorumludurlar. Sayıca azalmalarında vücutta kolay morarmalar, kolay burun ve diş eti kanamaları gibi kanamalar görülebilir.
  • Ağız Yaraları: Kemoterapi ilaçları bazen ağız içinde iltihabi yaralara sebep olabilir. Hastaların ağız hijyenine dikkat etmeleri, çok sıcak veya çok soğuk içeceklerden kaçınmaları, dudaklarını kremlerle nemlendirmeleri ağız yaralarının en aza inmesini sağlayacaktır. Ayrıca ağız içi yaralarda takip eden doktordan da ilave tedaviler noktasında görüş alınabilir.
  • İshal ve Kabızlık: Kullanılan kemoterapi ilacının cinsine bağlı olarak hastalarda ishal veya kabızlık görülebilir. Bu şikayetler diyet ve çeşitli basit ilaç tedavileri ile ortadan kaldırılabilir. Ancak bazen ishal beklenenden çok daha şiddetli olup damar yolundan sıvı desteği almak gerekebilir. Böyle bir durumda takip eden doktor haberdar edilmelidir.
  • Cilt ve Tırnak Değişiklikleri: Bazı kemoterapi ilaçları cilt renginde koyulaşma, soyulma, kızarıklık veya kuruluk gibi belirtilere, tırnaklarda koyulaşma ve kolay kırılmalara sebep olabilir. Bu durumda kolonya ve alkol gibi irritan maddelerden uzak durulmalıdır. Ilık su ile pansuman yapılabilir ve basit nemlendiriciler kullanılabilir. Bu şikayetler genelde ciddi boyutlarda değildir ve zamanla düzelir, ancak eğer mevcut belirtiler şiddetli ise mutlaka takip eden doktor haberdar edilmelidir.

 Kemoterapi Alırken Hasta Nelere Dikkat Etmelidir?
Daha öncede bahsedildiği gibi kemoterapinin istenmeyen bazı yan etkileri olabilmektedir. Bu nedenle aktif tedavi almakta olan hastaların günlük yaşantılarını fazla etkilememekle birlikte dikkat etmeleri gereken bazı önemli noktalar ve uymaları gereken bazı kurallar vardır. Bu hususlardan bazıları:

  • Derece kullanmayı öğrenmelidir. Çünkü yüksek ateş ile birlikte beyaz küre sayısının düşmesi halinde acil tedavi gerekliliği vardır. Ateşi yükselen her hasta mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurmalıdır.
  • Enfeksiyonu olan bireylerden uzak durulmalıdır. Ayrıca çevresindekilerle sarılma, öpüşme gibi yakın temastan kaçınmalıdır.
  • Havasız, tozlu, sigara dumanı olan ortamlardan uzak durmalı, odasını sık sık havalandırmalıdır. Sigara kullanıyorsa azaltmalı ve bırakamaya çalışmalıdır.
  • Meyve ve sebzeleri iyice yıkamalı, sütü pastörize veya iyice kaynatıp içmelidir.
  • Doktoru tarafından sıvı kısıtlaması önerilmediği sürece bol sıvı almalı, özellikle yaz aylarında aldığı sıvı miktarını arttırmalıdır.
  • İştahsızlık ve bulantı nedeni ile yemek yemede zorlanıyorsa az az ve sık sık yemeye çalışmalıdır.
  • Mümkünse dışarıda, özellikle temizliğinden emin olmadığı yerlerde yemek yememelidir.
  • Gerek ağız gerekse vücut temizliğine özen göstermeli, tırnaklarını derin kesmemeli, traş olurken jilet kullanmamalıdır.
  • Tedavi alırken ve sonrasında kontrollerini aksatmamalı ve özellikle yaşadığı kemoterapi yan etkileri konusunda doktorunu bilgilendirmelidir.
  • Kemoterapi alırken gerek diş çekimi, gerekse önerilen diğer tedaviler noktasında mutlaka takip eden doktorundan görüş almalıdır.

9.Radyasyon Tedavisi

Bugün için kanser tedavisinde etkili olan ana yöntemler; cerrahi, kemoterapi, ve radyasyon tedavisidir. 

Radyasyon tedavisi kanserli hastalara, Wilhelm Conrad Röntgen’in 1895’de X ışınını keşfinden hemen sonra uygulanmaya başlamıştır. Günümüze dek fizik ve bilgisayar teknolojisindeki gelişmelere paralel olarak gelişmiş ve son yıllarda modern radyasyon tedavi yöntemleri geliştirilmiştir. Ülkemizdeki radyasyon tedavi birimleri de bu teknolojik gelişmelere paralel olarak kendilerini ve tedavi ünitelerini geliştirmiş ve geliştirmektedir.

Radyasyon tedavisi, Radyasyon Onkolojisi Kliniklerinde kanserli hastalarda tek yöntem olarak uygulanabildiği gibi, cerrahi ve kemoterapi ile beraber aynı anda ya da ardışık olarak uygulanabilir. Tüm kanserli hastaların %52’sine tedavinin bir aşamasında radyasyon tedavisi uygulanmaktadır.

Radyasyon tedavisi veya daha bilinen adıyla radyoterapi, hastanın Radyasyon Onkolojisi uzmanı tarafından değerlendirilmesi ve uygulanmasına karar verilmesiyle başlar. Simulasyon işlemi sonrası radyasyon konusunda yetişmiş Fizik mühendislerinin de katılımıyla planlama ve fizik hesapları yapılır. Uygulama uzman doktor ve fizik mühendislerinin kontrol ve gözetiminde radyasyon teknikerleri tarafından yapılır.

Radyoterapide iyonizan radyasyon kullanılır. Amacı kanserli hücreleri yok etmek ve tümörü küçültmek olarak özetlenebilir. Radyasyondan etkilenebilecek normal dokuların minimum düzeyde olmasını sağlamak, planlamanın temel amaçlarından biridir.

Radyoterapi sık olarak eksternal (harici) ve internal (dahili) olarak uygulanabilmektedir. Bazı hastalıklarda nadir olarak sistemik radyasyon da uygulanabilir. Harici radyoterapi en sık kullanılan radyoterapi şekli olup, hastalıklı bölgeye radyasyon ışın kaynağı bir makine yardımıyla dışarıdan verilmektedir. İnternal radyoterapide radyoaktif madde vücuda belli bir süre için yerleştirilerek uygulanmaktadır. Sistemik radyasyon tedavisinde de radyoaktif madde hastaya damardan ya da ağızdan hap şeklinde verilmektedir. İnternal tedavi ve sistemik radyasyon tedavisi için belli bir süre hastanede yatmak gerekebilmektedir.

Radyoterapi Uygulanacak Hasta için Kısa Rehber

İlk kez radyasyon tedavisi alacak hastalar için biraz heyecanlı ve sıkıntılı olmaları normaldir. Radyasyon Onkolojisi uzman doktorunuzla tedavi öncesi ayrıntılı konuşmanız, heyecanınızın ve sıkıntınızın azalmasına yardımcı olacaktır. Doktorunuz size tedavi hakkında bilgiler verecek, sorularınızı yanıtlayacaktır. 

İlk uygulama simülasyon denilen ve radyoterapi verilecek bölgeyi belirlemek için yapılan işlemdir. Bu işlem için simülatör denilen röntgen cihazı olarak da kullanılan bir makine, ya da 3 boyutlu planlama yapılacak ise bilgisayarlı tomografi (BT) simülatör denilen cihazlar kullanılır. Bu tetkikler için ne zaman ve nasıl geleceğiniz size önceden bildirilecektir. 
Daha sonra size hangi makinede ne zaman tedaviye alınacağınız söylenecektir. Simülasyon sonrası ile tedavinizin başlaması için geçen süre içinde, fizik planlama, fizik hesaplar, alan içi korumalar var ise bunların tedavi alanınıza uygun özel karışım dökümlerle blokların yapılması yer alır. Radyoterapi planlaması çoğu kez tedavi alanı küçültmek için tedavi süresince birkaç kez yapılabilir.  
Radyasyon tedavisi için ilk uygulama, uzman doktorunuz ve fizik mühendisi denetimi ve gözetiminde radyoterapi teknikerleri ile beraber yapılır, sonraki günler tedaviniz aynı şekilde radyoterapi teknikerleri tarafından devam ettirilir. Radyasyon tedavisi süresince belirli periyotlarla doktorunuza kontrol muayenesi olacaksınız. Tedavi işlemi, alan sayısına bağlı olarak çoğu zaman 10-15 dakika içinde tamamlanır, tüm tedavi zamanını size doktorunuz söyleyecektir. Bu süre genellikle 2 ile 6 hafta içinde değişmektedir. Bazen daha kısa ya da daha uzun olabilir. Harici radyoterapi uygulaması genellikle haftanın 5 günü uygulanır. İki gün normal dokuların kendini yenilemesi için uygulama yapılmamaktadır. 

Harici uygulanan radyoterapi sizde herhangi bir ağrı oluşturmaz, tedavi süresince hareketsiz durmanız gerekmektedir. Etrafınıza ışın verme gibi bir kaygınız olmasın, ışın almanız hamilelerle ya da küçük çocuklarla beraber olmanızı engellemez, normal yaşamınızı devam ettirebilirsiniz. 

Radyasyon tedavisi süresince, yan etkiler görülebilir. En sık rastlanılan yan etki halsizlik ve iştahsızlıktır. Tedavi alanınıza göre değişik yan etkiler görülebilir, bunların çoğu geçicidir, doktorunuz size bu konuda yardımcı olacaktır.

Radyoterapi, ışın verilen alan içindeki bölgede (cildinizde) renk değişikliğine yol açacaktır. Bu bölge hastadan hastaya değişmekle birlikte radyoterapi ilerledikçe daha hassaslaşır. Bu bölgenin tahriş edilmemesi gerekir, bunun için giysilerinizin yumuşak olması ve tıraş, keseleme, ovma gibi tahriş edici uygulamalardan sakınmanız gerekir.

Tedavi süresince dikkat etmeniz gereken diğer bir konu ise beslenmenizdir. Tedaviden maksimum düzeyde yararlanmanız için dengeli ve yeterli beslenip, kilonuzu korumalısınız. Bu konuda doktorunuzun önerilerini dikkate alınız. Radyoterapi tedavisi tamamlandıktan sonra doktorunuz uygulanan tedavi ve tedavinizin devamı konusunda size ayrıntılı bilgi verecek ve gerekiyorsa kontrole çağıracaktır. Genellikle tedavinin cevabını değerlendirmek ve olası yan etkileri görmek amacıyla hastalar radyoterapi sonrasında da kontrollere çağrılır, ilk kontrol genellikle 1-2 ay sonra, daha sonraki kontroller ise 3 ayda bir şeklindedir.

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı